Kökenine Dönüş
Kalem, oyuğunu eşelemek için sivrilir de kömürle kara sayfalara kendimden bir şey katamam. Yüksek duvar, ulu gürgen, örtülü orman. Akıl kangrenimin kaybolacağı neresi olursa, orada olsun mezarım. Omuzlar da kalkmıyor daha, biri beni taşısa ya, örtü de sersinler altında saklandığım masaya.
Kızgınsam koşabiliyorum, değilsem sürükleniyorum. Sakinsem yazabiliyorum, değilsem yutkunuyorum. Otuz yıl koştum ismimin kaderinden, gözüme kaçan terleri artık kusuyorum.
Kanımda saklanan hayaletin öfkesi çenemi gerer. Üç beş adımda bir sükunete özlem sayıklarım. Çocukluğumun tırnakları kan revan eder elimi. Dikkatim hep yarım, yıkılırım durursam eğer.
Bizi sadece toprak görür, belki bir kaç gürgen. Bu vadide yapraklar sararmadan ölür. Döner dünya sen uyurken.
Tutunduğun uçurtmanın ipi elini keser, gözlerin bulutları izlemekten seğirir. Kuşlardan yüksek uçar düşler, geleceğin hem şifa hem zehir.
Bir çocuk ağlamamayı ancak böyle öğrenir.
Yok artık yeni yazı 😱
YanıtlaSilYüreğine sağlık. Çok güzel olmuş. Belki biraz alakasız olacak ama az önce Acımak okuyordum ve ilk okuduğumda Zehra'nın babası hakkındaki düşünceleri üzerine daha fazla yoğunlaşmışım. İkincj kez okuyorum ve bu seferde Mürşit Efendi'nin gençliğindeyim. Sadece şunu fark ediyorum.Sonunun böyle olması tamamen Mürşit Efendi'nin hatası değildi. Gençliğinde iş yerinde çok söndürüldü, sevdiği kadının zannettiği kadın olmadığını fark etti. Bunlar beni biraz ürkütüyor çünkü kimse sonunda ne olacağını tam kestirmiyor. İleride bana ne olacak ya da şu an olduğum kişi olarak doğru muyum? Şu anda olduğum kişi olmaktan memnun muyum? Ya da ileride sessizce ezilecek miyim? Peki şu an eziliyor muyum? Kendimi savunabiliyor muyum? Bir şeyi yapmak istemediğimi belirtebiliyor muyum? Bekide bunları düşünmek beni çok strese soktuğu için MD ve sosyal medyada vaktimi heba ediyorum.Evet, insanın kendiyle yüzleşmesi ve tartışması sandığından daha da zormuş.
YanıtlaSil